17 Eylül 2026 Perşembe

7. Uluslararası Medya Forumu-Yılmaz Parlar


  

Dünyasının Ortak Medya Alanı İstanbul’da Buluştu

VII. Uluslararası Türk Dili Konuşan Gazeteciler Medya Forumu’nda dijital entegrasyon, bilgi güvenliği, Türk markası, kültürel diplomasi ve medyanın ekonomik geleceği ele alındı

Türk dünyasının medya alanındaki iş birliğini güçlendirmeyi, ortak bilgi ve medya alanının geliştirilmesini ve Türk dili konuşan ülkeler arasında gazetecilik alanındaki mesleki dayanışmayı artırmayı amaçlayan VII. Uluslararası Türk Dili Konuşan Gazeteciler Medya Forumu, 15 Eylül 2026 tarihinde İstanbul Fatih’teki Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Kazakistan merkezli Türk Dili Konuşan Gazeteciler Vakfı Başkanı Kazak gazeteci Nazia Joyamergen’in başkanlığında düzenlenen forum, Türk dünyasının farklı ülkelerinden gazetecileri, medya yöneticilerini, akademisyenleri, iletişim profesyonellerini ve kültür alanında faaliyet gösteren isimleri İstanbul’da bir araya getirdi.

Forumun “Türk Dünyasının Ortak Medya Alanı, Dijital Entegrasyon ve Yeni Fırsatlar” teması, toplantının yalnızca gazetecilerin bir araya geldiği mesleki bir buluşma olmadığını; aynı zamanda Türk dünyasında ortak bilgi akışı, dijital medya, kültürel diplomasi, eğitim, turizm, markalaşma ve ekonomik sürdürülebilirlik başlıklarının birlikte ele alındığı geniş kapsamlı bir platform niteliği taşıdığını ortaya koydu.

Kazakistan, Türkiye, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan başta olmak üzere Almanya, Belçika, İsviçre, Fransa ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi farklı ülkelerden katılımcıların yer aldığı forumda, Türk dili konuşan medya kuruluşları arasındaki sınır ötesi iş birlikleri, ortak içerik üretimi, yapay zekâ, bilgi güvenliği, dezenformasyonla mücadele, medya eğitimi, kültürel markalaşma ve yeni finansman modelleri gündeme geldi.

Ortak medya alanı ve bilgi güvenliği öne çıktı

Forumun önemli başlıklarından biri, Türk dünyasının ortak bir bilgi ve medya alanı oluşturması oldu.

Programın ilk oturumunda “Bilgi Güvenliği ve Yeni Entegrasyon Modelleri” başlığı ele alınırken oturumun moderatörlüğünü Agil Alesker üstlendi. Oturum konuşmacıları arasında Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Yusuf Cinal, Adnan Öztürk, Orhan Hasanoglu ve Mert Minisker yer aldı.

Konuşmalarda dijital çağda gazeteciliğin karşı karşıya bulunduğu bilgi güvenliği sorunları, yapay zekânın medya üzerindeki etkisi, uluslararası yayıncılık standartları ve ortak içerik üretiminin önemi üzerinde duruldu.

Gazetecilik mesleğinin temelinde doğru bilgiye ulaşma, bilgiyi kaynağından doğrulama ve kamuoyunun haber alma hakkına hizmet etme sorumluluğunun bulunduğu vurgulandı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin gazetecilik meslek ilkeleri ve etik habercilik anlayışının önemine dikkat çekilen konuşmalarda, teknolojinin hızla değiştiği bir dönemde gazetecilerin yapay zekâ tarafından üretilen veya manipüle edilen içerikleri doğrulama sorumluluğunun daha da arttığı ifade edildi.

Konuşmalarda ayrıca farklı ülkelerden gazetecilerin ortak mesleki değerler etrafında buluşmasının, ülkeler arasındaki iletişimin ve karşılıklı anlayışın güçlendirilmesine katkı sağlayabileceği belirtildi.

Türk dünyası için ortak dijital medya platformu önerisi

Forumda yapılan değerlendirmelerde Türk dünyası ülkelerindeki haber akışlarını, belgeselleri ve diğer medya içeriklerini bir araya getirecek ortak bir dijital medya platformu oluşturulması fikri de gündeme geldi.

Yapay zekâ teknolojilerinden yararlanılarak haber ve içeriklerin farklı Türk dillerine eş zamanlı aktarılabileceği ortak bir dijital bilgi akışının, Türk dünyası arasındaki iletişimi hızlandırabileceği ifade edildi.

Konuşmalarda ayrıca dezenformasyon ve bilgi saldırılarını tespit etmeye yönelik ortak bir analiz ve dijital platform oluşturulmasının, bölgesel medya güvenliği açısından değerlendirilebilecek önemli bir proje olduğu görüşleri dile getirildi.

Bu yaklaşımın yalnızca medya kuruluşları arasındaki iş birliği açısından değil, Türk dünyasının uluslararası kamuoyuna kendi haberlerini ve bakış açılarını daha doğrudan aktarabilmesi bakımından da önem taşıdığı vurgulandı.

“Türk dünyasının ortak bilgi platformu stratejik bir adım”

Forum konuşmalarında Türk dünyasının jeopolitik konumu ile ortak bilgi altyapısı arasında bağlantı kuruldu.

Ortak bilgi platformunun yalnızca bir medya projesi olarak görülmemesi gerektiği, bölgesel medya bağımsızlığı, veri temelli iş birliği ve bilgi güvenliği açısından stratejik bir boyut taşıdığı ifade edildi.

Enerji koridorları, Orta Koridor, ticaret ve lojistik, savunma sanayii, dijital entegrasyon, yapay zekâ ve kültürel diplomasi başlıklarının Türk dünyası açısından önemli iş birliği alanları oluşturduğu değerlendirmeleri yapıldı.

Özellikle Orta Koridor ve İpek Yolu ekseninde Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya arasındaki bağlantıların ekonomik ve kültürel boyutlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği üzerinde duruldu.

Almanya’daki Türk basınının geçmişi ve geleceği anlatıldı

Forumda Almanya'daki Türk basınının tarihsel gelişimine de dikkat çekildi.

Adnan Öztürk, Almanya’daki Türk basınının geçmişi, Türkiye merkezli gazetelerin Almanya’daki yayın faaliyetleri ve Almanya’da yaşayan Türk toplumunun medya ihtiyacı üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmada, 1961 yılında Türkiye ile Almanya arasında imzalanan iş gücü anlaşmasının ardından Almanya’da oluşan büyük Türk toplumuyla birlikte Türk basınının da geliştiği anlatıldı.

Almanya’da farklı dönemlerde çok sayıda Türkiye merkezli gazetenin yayın hayatına başladığı, Hürriyet, Tercüman ve Milliyet gibi gazetelerin Almanya’daki Türk toplumu açısından önemli bir medya alanı oluşturduğu aktarıldı. Almanya merkezli Türkçe yayınların da zaman içinde bu medya ekosisteminin bir parçası haline geldiği ifade edildi.

İpek Yolu yeniden kültür, turizm ve marka ekseninde ele alındı

Forumun bir diğer önemli başlığı “İpek Yolu’nu Canlandıracak Türk Markası Oluşturmak” oldu.

Oturumun moderatörlüğünü Fügen Toksü yaparken konuşmacılar arasında Sertaç Ersayın ve Ahmet Tüzün yer aldı.

Konuşmalarda Türk dünyasının ortak kültürel mirasının turizm ve markalaşma açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Bir markanın oluşturulabilmesi için değer üretmek, özgün olmak ve sabırlı/sürekli olmak gerektiği vurgulanırken, şehirlerin ve bölgelerin yalnızca bir defalık festivaller düzenlemek yerine sürdürülebilir etkinliklerle kendi markalarını oluşturmasının önemine dikkat çekildi.

Sertaç Ersayın ise yaratıcı endüstriler, tasarım, teknoloji, eğitim ve uzun vadeli planlama üzerinden İpek Yolu kavramının yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

İpek Yolu’nun yalnızca geçmişte ürünlerin taşındığı tarihi bir güzergâh olarak değil; kültürlerin, fikirlerin, yaratıcılığın ve ekonomik ilişkilerin buluştuğu bir metafor olarak ele alınabileceği görüşü dile getirildi.

Konuşmalarda Uzak Doğu’daki uzun vadeli planlama, eğitim yatırımları, üniversiteler ile teknoloji arasındaki ilişki ve yaratıcı ekonominin yükselişi örnekleri üzerinden Türk dünyasının da uzun vadeli stratejiler geliştirmesi gerektiği ifade edildi.

Yapay zekânın iş dünyası ve yaratıcı sektörlerde oluşturduğu dönüşüme de dikkat çekilerek, yeni teknolojilerin yalnızca bir tehdit olarak değil, çalışma biçimlerini değiştiren yeni bir ekonomik gerçeklik olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Kültürel diplomasi ve Türk dünyasının ortak mirası

Forumda kültürel diplomasi ve Türk dünyasının ortak kültürel değerleri de geniş biçimde ele alındı.

Konuşmalarda, ortak tarih, dil, kültür ve manevi değerlerin Türk dünyası ülkeleri arasında daha güçlü ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir zemin oluşturduğu ifade edildi.

Kültürel diplomasinin “tanışmak, anlaşmak, kaynaşmak” anlayışı üzerinden değerlendirilmesi gerektiği dile getirilirken, Türk dünyasının sahip olduğu kültürel mirasın uluslararası alanda daha görünür hale getirilmesi gerektiği vurgulandı.

Yaklaşık 300 milyonluk Türk dünyasının kültürel zenginliğinin önemli bir potansiyel oluşturduğu ve bu mirasın dünya kamuoyuna daha etkili biçimde tanıtılması gerektiği görüşleri paylaşıldı.

Geleneksel sporlar ve zekâ oyunları kültürel marka olarak değerlendirildi

Forum konuşmalarında Türk dünyasının geleneksel sporları ve zekâ oyunlarının da kültürel diplomasi ve markalaşma açısından önemli bir değer taşıdığı ifade edildi.

Güreşin farklı türleri, at üstünde güreş, okçuluk, geleneksel sporlar ve Türk dünyasının geleneksel zekâ oyunları örnek olarak gösterildi.

Dokuz Korgol ve Mangala gibi geleneksel zekâ oyunlarının çocuklara yalnızca oyun yoluyla beceri kazandırmadığı; aynı zamanda gelenek, görenek, kültür ve ortak değerlerin yeni nesillere aktarılmasında kullanılabileceği anlatıldı.

Bu oyunların İngiltere, Belçika ve Almanya gibi ülkelerde de oynanmaya başlamasının, Türk dünyasının kültürel mirasının uluslararası alanda tanıtılması bakımından yeni fırsatlar oluşturabileceği belirtildi.

Medyanın ekonomik sürdürülebilirliği masaya yatırıldı

Forumun üçüncü önemli başlığı ise “Bölgesel Medyanın Ekonomik Sürdürülebilirliği: Yeni Finansman Modelleri” oldu.

Oturumun moderatörlüğünü Hediye Eroğlu üstlenirken, konuşmacılar arasında Engin Şenol, Ralida Mukhanova, Erbaykt Amantayoglu ve Gürkan Kılıç yer aldı.

Oturumda geleneksel medyanın dijital dönüşümü, hibrit iş modelleri, programatik reklam, hedefli reklam, yerel işletmelerle iş birlikleri ve medya kuruluşlarının mali bağımsızlığı gibi konular ele alındı.

Medya kuruluşlarının yalnızca içerik üretmesinin yeterli olmadığı, aynı zamanda değişen dijital ekonomiye uygun sürdürülebilir iş modelleri geliştirmesi gerektiği ifade edildi.

Hedef kitlenin dijital ortamda doğru şekilde tanımlanması, yerel ekonomik aktörlerle iş birliklerinin geliştirilmesi ve yeni reklam modellerinin değerlendirilmesi de konuşulan başlıklar arasında yer aldı.

Türk Dünyası Kültür Mahallesi’ne dikkat çekildi

Forum kapsamında İstanbul’daki Türk Dünyası Kültür Mahallesi çalışmaları da gündeme geldi.

Kültür Mahallesi’nin İstanbul’da Türk dünyasının farklı ülkelerinin kültürlerini tanıtmasına imkân sağlayan bir buluşma alanı oluşturduğu, başkonsolosluklar ve üniversitelerle çeşitli iş birliklerinin gerçekleştirildiği aktarıldı.

Özbekistan Cumhuriyet Bayramı gibi farklı ülkelere ait kültürel etkinliklerin İstanbul’da gerçekleştirilmesinin, Türk dünyası ülkelerinin kültürlerinin Türkiye’de tanıtılmasına katkı sağladığı ifade edildi.

“Türk dünyasının ortak mirası geleceğe taşınmalı”

Forum konuşmalarında Türk dünyasının yalnızca geçmişten gelen ortak değerleri hatırlaması değil, bu değerleri günümüzün dijital dünyasıyla buluşturması gerektiği mesajı öne çıktı.

Tarım, hayvancılık, gıda güvenliği, eğitim, teknoloji, savunma sanayii, kültür, spor, turizm ve medya gibi alanlarda ortak projeler geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi.

Konuşmalarda Türk dünyasının ekonomik ve kültürel açıdan güçlenmesinin, yalnızca bölge ülkeleri arasındaki ilişkiler açısından değil, ortak kültürel mirasın dünya kamuoyuna aktarılması açısından da önem taşıdığı ifade edildi.

Forumun ana mesajı: Ortak dil, ortak medya, ortak kültürel miras

VII. Uluslararası Türk Dili Konuşan Gazeteciler Medya Forumu’nun genel çerçevesi, ortak dilin ortak medya alanıyla desteklenmesi, dijital teknolojilerin iş birliği için kullanılması ve Türk dünyasının kültürel mirasının çağdaş iletişim araçlarıyla dünyaya anlatılması düşüncesi etrafında şekillendi.

Forumda uluslararası gazeteciler arasındaki mesleki bağlantıların geliştirilmesi, ortak projeler oluşturulması, hızlı bilgi alışverişinin sağlanması ve medya kuruluşları arasında sürdürülebilir iş birliklerinin kurulmasının önemi vurgulandı.

Forumun sonunda çalışmalara katkı sunan kişi ve kuruluşlara ödüller takdim edilmesi ve medya alanındaki iş birliğini geliştirmeye yönelik VII. Uluslararası Türk Dili Konuşan Gazeteciler Medya Forumu Sonuç Bildirgesi’nin kabul edilmesi planlandı.

İstanbul’da gerçekleştirilen forum, böylece Türk dünyası gazetecilerini aynı çatı altında buluşturmanın ötesinde; bilgi güvenliği, dijital medya, yapay zekâ, eğitim, kültürel diplomasi, turizm, marka oluşturma ve medyanın ekonomik geleceği gibi birbirini tamamlayan başlıkları aynı platformda ele alan uluslararası bir medya buluşması olarak öne çıktı.

yilmazparlar@yahoo.com

7th International Media Forum

The Turkic World’s Common Media Space Comes Together in Istanbul

Digital integration, information security, Turkish branding, cultural diplomacy and the economic future of the media were discussed at the 7th International Media Forum of Journalists Speaking the Turkish Language

The 7th International Media Forum of Journalists Speaking the Turkish Language was held on September 15, 2026, at the Zübeyde Hanım Cultural Center in Fatih, Istanbul, with the aim of strengthening media cooperation across the Turkic world, developing a common information and media space, and enhancing professional solidarity among journalists from Turkic-speaking countries.

The forum, organized under the leadership of Nazia Joyamergen, President of the Kazakhstan-based Foundation of Journalists Speaking the Turkish Language and a Kazakh journalist, brought together journalists, media executives, academics, communication professionals and representatives active in the cultural field from different parts of the Turkic world.

Held under the theme “The Turkic World’s Common Media Space: Digital Integration and New Opportunities,” the forum went beyond being a professional gathering of journalists. It provided a broad platform for discussing common information flows, digital media, cultural diplomacy, education, tourism, branding and the economic sustainability of the media.

Participants from Kazakhstan, Türkiye, Uzbekistan, Kyrgyzstan and Azerbaijan, as well as Germany, Belgium, Switzerland, France and the Turkish Republic of Northern Cyprus, took part in the forum.

Cross-border cooperation among media organizations in Turkic-speaking countries, joint content production, artificial intelligence, information security, combating disinformation, media education, cultural branding and new financing models were among the issues discussed.

Common Media Space and Information Security

One of the forum’s key themes was the development of a common information and media space for the Turkic world.

The first session, titled “Information Security and New Integration Models,” was moderated by Agil Alesker. Speakers included Sibel Güneş, Secretary-General of the Journalists’ Association, as well as Yusuf Cinal, Adnan Öztürk, Orhan Hasanoglu and Mert Minisker.

Discussions focused on information security challenges facing journalism in the digital age, the impact of artificial intelligence on the media, international broadcasting standards and the importance of joint content production.

Speakers emphasized that journalism is fundamentally based on access to accurate information, verification of information at its source and serving the public’s right to receive news.

The importance of professional principles and ethical journalism was also highlighted. In an era of rapidly changing technology, journalists face an increasing responsibility to verify content generated or manipulated by artificial intelligence.

Proposal for a Common Digital Media Platform

The forum also addressed the idea of creating a common digital media platform bringing together news, documentaries and other media content from Turkic countries.

It was suggested that artificial intelligence could be used to simultaneously transfer news and content into different Turkic languages, creating a shared digital information flow capable of accelerating communication across the Turkic world.

Another proposal focused on establishing a joint analysis and digital platform capable of detecting disinformation and information attacks, with the aim of contributing to regional media security.

Such an initiative was discussed not only as a means of strengthening cooperation among media organizations, but also as a way for the Turkic world to communicate its own news and perspectives more directly to the international public.

A Strategic Information Infrastructure for the Turkic World

The forum also examined the relationship between the geopolitical position of the Turkic world and the development of common information infrastructure.

Participants discussed the idea that a common information platform should not be viewed solely as a media project, but also in terms of regional media independence, data-based cooperation and information security.

Energy corridors, the Middle Corridor, trade and logistics, the defense industry, digital integration, artificial intelligence and cultural diplomacy were identified as important areas of potential cooperation.

Particular attention was given to the economic and cultural dimensions of connections between Türkiye, the Caucasus and Central Asia along the Middle Corridor and Silk Road.

The Past and Future of the Turkish Press in Germany

The historical development of the Turkish press in Germany was another subject addressed at the forum.

Adnan Öztürk discussed the history of the Turkish press in Germany, the publishing activities of Türkiye-based newspapers and the media needs of the Turkish community living in Germany.

He noted that following the 1961 labor agreement between Türkiye and Germany, the growth of the Turkish community in Germany was accompanied by the development of the Turkish press.

Newspapers including Hürriyet, Tercüman and Milliyet were cited as important components of the media environment serving the Turkish community in Germany, while Turkish-language publications based in Germany also became part of this evolving media ecosystem.

Reviving the Silk Road Through Culture, Tourism and Branding

Another major session was titled “Creating a Turkish Brand to Revitalize the Silk Road.”

The session was moderated by Fügen Toksü, with Sertaç Ersayın and Ahmet Tüzün among the speakers.

Speakers emphasized the importance of evaluating the common cultural heritage of the Turkic world in terms of tourism and branding.

They highlighted the need to create value, remain distinctive and maintain continuity and patience in building a successful brand. Cities and regions, they noted, can strengthen their identities through sustainable activities rather than relying solely on one-time festivals.

Sertaç Ersayın focused on creative industries, design, technology, education and long-term planning, suggesting that the Silk Road could be reconsidered not merely as a historical route for transporting goods, but as a metaphor for the meeting of cultures, ideas, creativity and economic relations.

The transformation created by artificial intelligence in business and creative industries was also discussed, with new technologies considered as an emerging economic reality that is changing established ways of working.

Cultural Diplomacy and the Common Heritage of the Turkic World

Cultural diplomacy and the shared cultural values of the Turkic world constituted another major area of discussion.

Participants emphasized that common history, language, culture and spiritual values provide an important foundation for developing stronger relations among Turkic countries.

Cultural diplomacy was discussed through the concept of “getting acquainted, understanding one another and coming together,” while the importance of making the Turkic world’s cultural heritage more visible internationally was underlined.

The cultural richness of the approximately 300-million-strong Turkic world was described as a significant potential that could be presented more effectively to global audiences.

Traditional Sports and Intellectual Games as Cultural Assets

Traditional sports and intellectual games of the Turkic world were also discussed as potential instruments of cultural diplomacy and cultural branding.

Different forms of wrestling, horseback wrestling, archery, traditional sports and traditional intellectual games were cited as examples.

Games such as Toguz Korgool and Mangala were highlighted not only for developing skills among children but also for helping transmit traditions, customs, culture and shared values to younger generations.

The increasing presence of such games in countries including the United Kingdom, Belgium and Germany was discussed as an opportunity for introducing the cultural heritage of the Turkic world to international audiences.

The Economic Sustainability of Regional Media

The forum’s third major session focused on “The Economic Sustainability of Regional Media: New Financing Models.”

The session was moderated by Hediye Eroğlu, with Engin Şenol, Ralida Mukhanova, Erbaykt Amantayoglu and Gürkan Kılıç among the speakers.

The discussions covered the digital transformation of traditional media, hybrid business models, programmatic advertising, targeted advertising, cooperation with local businesses and the financial independence of media organizations.

Participants emphasized that media organizations must not only produce content but also develop sustainable business models suited to the changing digital economy.

Defining target audiences accurately in digital environments, developing partnerships with local economic actors and exploring new advertising models were also discussed.

Turkic World Cultural Neighborhood in Istanbul

The forum also addressed activities surrounding the Turkic World Cultural Neighborhood in Istanbul.

The Cultural Neighborhood was described as a meeting space enabling the cultures of different Turkic countries to be introduced in Istanbul, with cooperation involving consulates general and universities.

Cultural events representing different countries, including the Republic Day of Uzbekistan, were cited as examples of activities contributing to the presentation of Turkic cultures in Türkiye.

A Common Heritage to Be Carried into the Future

A central message emerging from the forum was that the Turkic world should not merely preserve its shared values from the past, but also connect these values with today’s digital world.

The importance of developing joint projects in agriculture, livestock, food security, education, technology, defense industry, culture, sports, tourism and media was emphasized.

The forum also highlighted the view that the economic and cultural development of the Turkic world has significance not only for relations among the countries concerned, but also for communicating their shared cultural heritage to the global public.

The Forum’s Main Message: Common Language, Common Media, Common Heritage

The overall framework of the 7th International Media Forum of Journalists Speaking the Turkish Language centered on strengthening the common language with a common media space, using digital technologies for cooperation and presenting the cultural heritage of the Turkic world to global audiences through contemporary communication tools.

The forum emphasized the development of professional links among international journalists, the creation of joint projects, faster information exchange and sustainable cooperation among media organizations.

At the conclusion of the forum, awards were planned for individuals and organizations contributing to the work, together with the adoption of the 7th International Media Forum of Journalists Speaking the Turkish Language Final Declaration, aimed at further developing cooperation in the media field.

Held in Istanbul, the forum thus brought together journalists from across the Turkic world under one roof while addressing interconnected issues including information security, digital media, artificial intelligence, education, cultural diplomacy, tourism, branding and the economic future of the media.

yilmazparlar@yahoo.com

1 Eylül 2026 Salı

Zafer Partisi İstihdama Uzanan Yeni Dönem-Yılmaz Parlar


  

Zafer Partisi Prof. Dr. Haydar Çakmak’la Eğitimden İstihdama Uzanan Yeni Dönem

Güçlü siyasi kadro yalnızca siyasi hedeflerini anlatan değil; ekonomiyi bilen, dış politikayı okuyabilen, Türkiye’nin sorunlarını analiz edebilen, iletişim kurabilen ve çözüm üretebilen kadrodur.

Zafer Akademi ve Zafer Siyaset Okulu, parti içi eğitimden toplumun geniş kesimlerine uzanan eğitim modeliyle dikkat çekiyor

Zafer Partisi’nin eğitim, liyakat ve uzmanlaşma anlayışı kapsamında çalışmalarını sürdüren Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haydar Çakmak, yürütülen çalışmalar ve Zafer Akademi’nin hedefleri üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Zafer Partisi’nde son dönemde dikkat çeken başlıklardan biri, parti teşkilatlarının yalnızca siyasi çalışmalarla değil, bilgi, uzmanlık, eğitim ve liyakat esaslarıyla güçlendirilmesine yönelik çalışmalar oldu.

Bu anlayış çerçevesinde Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın sorumluluğunda faaliyetlerine başlayan Zafer Akademi ve Zafer Siyaset Okulu, parti içi eğitim çalışmalarının yanı sıra ilerleyen süreçte toplumun farklı kesimlerine açık, ücretsiz ve sertifikalı eğitim programlarıyla kapsamını genişletmeye hazırlanıyor.

Çalışmalar kapsamında il ve ilçe başkanları ile yönetim kurulu üyelerine; Zafer Partisi’nin siyasi felsefesi, ilkeleri ve politikaları, temel politika ve projeleri, parti içi disiplin, hiyerarşi ve teşkilat düzeni gibi konularda eğitimler veriliyor.

“Siyasette liyakat, bilgi ve donanım olmazsa olmazdır”

Çalışmalar hakkında Prof. Dr. Haydar Çakmak’la bir söyleşi gerçekleştirdik.

Zafer Akademi ve Zafer Siyaset Okulu hangi ihtiyaçtan doğdu?

Prof. Dr. Haydar Çakmak:
Siyasi partilerin başarısında teşkilatların niteliği son derece önemlidir. Sadece siyasi söylem üretmek yeterli değildir. Siyaset yapan insanların ülkenin meselelerini bilen, dünyadaki gelişmeleri takip eden, Türkiye’nin iç ve dış politikası konusunda bilgi sahibi olan, teşkilat çalışmasını ve siyasi iletişimi bilen kadrolar olması gerekir.

Bu nedenle öncelikle parti teşkilatlarımızın eğitimine önem veriyoruz. İl ve ilçe başkanlarımız ile yönetim kurulu üyelerimizin Zafer Partisi’nin siyasi felsefesini, temel ilkelerini, politikalarını ve projelerini doğru biçimde öğrenmeleri ve sahada bu anlayışı doğru şekilde anlatabilmeleri bizim için önem taşıyor.

Eğitim kadrosunda akademik çevrelerden önemli isimlerin bulunması da dikkat çekiyor. Bunun özel bir anlamı var mı?

Prof. Dr. Haydar Çakmak:
Elbette. Eğitim çalışmalarının mümkün olduğunca alanında yetkin ve deneyimli isimler tarafından yürütülmesini istiyoruz. Bu kapsamda çok sayıda tanınmış ve yetkin akademisyen görev alıyor.

Prof. Dr. Ali Şehirlioglu, Prof. Dr. Necdet Basa, Prof. Dr. Ferit Saraçoglu, Prof. Nadim Macit ve Prof. Dr. Erdinç Telatar gibi değerli akademisyenler bu çalışmalara katkı sunuyor.

Bizim yaklaşımımız açık: Liyakat, bilgi ve uzmanlık siyasetin temel unsurlarından biri olmalıdır.

“Eğitimi sadece parti mensuplarıyla sınırlamayacağız”

Zafer Akademi’nin ilerleyen dönemde toplumun tamamına açık olması önemli bir hedef. Bu konuda neler planlanıyor?

Prof. Dr. Haydar Çakmak:
Parti içi eğitim çalışmalarımızın ardından Zafer Akademi’yi partili veya partisiz bütün vatandaşlara açık hale getirmeyi planlıyoruz.

Üstelik bu eğitimlerin ücretsiz olması bizim için önemli. Vatandaşlarımızın bilgiye ve nitelikli eğitime erişimini kolaylaştırmak istiyoruz.

Uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, Türk dış politikası, genel ekonomi, basın-yayın, iletişim, Türk dünyası, sanat ve kültür gibi farklı alanlarda sertifika programları düzenlemeyi hedefliyoruz. Ayrıca Türkiye’nin geri kalma nedenleri gibi ülkemizin geleceği açısından önem taşıyan konular da eğitim programlarımız içerisinde yer alacak.

Her programda alanında uzman ve seçkin akademisyenlerin görev almasını hedefliyoruz.

“Eğitim yalnızca bilgi vermek değil, istihdama da kapı açmalı”

Zafer Akademi’nin dikkat çeken yönlerinden biri de eğitimin yalnızca teorik bilgi aktarımı olarak görülmemesi.

Bugünün Türkiye’sinde gençlerin ve vatandaşların mesleki bilgiye, nitelikli eğitime ve istihdam imkânlarına erişimi büyük önem taşıyor.

Bu açıdan bakıldığında, farklı alanlarda verilecek sertifikalı eğitimlerin vatandaşların bilgi ve becerilerini geliştirmesine, yeni çalışma alanlarına yönelmesine ve istihdam olanaklarını artırmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Bu yaklaşım, siyasetin yalnızca seçim dönemlerinde vatandaştan oy istemek yerine, vatandaşın bilgi ve becerisini artırmaya, gençlerin önünü açmaya ve toplumsal kapasiteyi yükseltmeye yönelik sorumluluk üstlenmesi bakımından önem taşıyor.

Zafer Partisi’nde “liyakatli kadro” anlayışı öne çıkıyor

Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın sorumluluğunda yürütülen bu çalışmalar, Zafer Partisi’nin kadro politikasında liyakat ve uzmanlaşma vurgusunu öne çıkaran önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Akademik birikime sahip isimlerin parti çalışmalarında aktif görev üstlenmesi, siyasi kadroların yalnızca siyasi tecrübe değil, aynı zamanda bilimsel bilgi ve uzmanlıkla desteklenmesi açısından dikkat çekiyor.

Zafer Akademi’nin parti içi eğitimden başlayarak zaman içerisinde toplumun bütün kesimlerine ulaşmayı hedeflemesi ise çalışmanın kapsamını daha da önemli hale getiriyor.

Zafer Akademi ve Zafer Siyaset Okulu’nun ortaya koyduğu eğitim modeli de tam olarak bu noktada önem kazanıyor.

Bilgiden toplumsal güce

Türkiye’nin geleceğinde yetişmiş, bilgili ve donanımlı insan kaynağının belirleyici olacağı gerçeğinden hareketle, siyasi partilerin de kadrolarını sürekli geliştirmesi gerekiyor.

Bu açıdan Zafer Partisi’nin eğitim çalışmalarını kurumsallaştırması ve alanında uzman akademisyenleri bu sürecin içine dahil etmesi, parti teşkilatlarının niteliğini yükseltmeye yönelik bir yatırım olarak öne çıkıyor.

Daha da önemlisi, eğitim faaliyetlerinin yalnızca parti mensuplarıyla sınırlı kalmayıp bütün vatandaşlara ücretsiz olarak açılması hedefi, siyasi parti merkezli bir çalışmayı toplumsal fayda eksenine taşıma potansiyeli taşıyor.

Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın koordinasyonunda sürdürülen çalışmaların başarıyla ilerlemesi, Zafer Partisi’nin önümüzdeki dönemde eğitimli, bilgili, uzmanlaşmış ve liyakat esaslı kadrolar oluşturma hedefinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Zafer Akademi’nin önümüzdeki dönemde başlatılması planlanan sertifika programlarıyla birlikte, siyasetin yanı sıra eğitim, kişisel gelişim, uzmanlaşma ve istihdam alanlarında da vatandaşlara katkı sunması hedefleniyor.

Bu yönüyle Zafer Akademi, yalnızca bir siyasi parti içi eğitim modeli değil; bilgiyi toplumsal güce, eğitimi fırsata ve uzmanlığı istihdama dönüştürmeyi hedefleyen önemli bir sosyal proje niteliği kazanabilir.

yilmazparlar@yahoo.com

Zafer Party A New Era Extending Towards Employment

Zafer Party, A New Era from Education to Employment with Prof. Dr. Haydar Çakmak

Zafer Academy and Zafer School of Politics draw attention with an education model extending from internal party training to broader segments of society

A strong political cadre is not merely one that articulates political goals; it is a cadre that understands the economy, can interpret foreign policy, analyze Türkiye’s problems, communicate effectively and develop solutions.

One of the notable developments within the Zafer Party in recent period has been its efforts to strengthen party organizations not only through political activities but also through knowledge, expertise, education and merit-based principles.

Within this framework, Zafer Academy and the Zafer School of Politics, operating under the responsibility of Zafer Party Deputy Chairman Prof. Dr. Haydar Çakmak, have begun their activities. In addition to internal party training, the programs are preparing to expand their scope with free, certified educational opportunities open to different segments of society.

As part of the current training program, provincial and district chairpersons and executive board members are receiving instruction on the Zafer Party’s political philosophy, principles and policies, its fundamental policies and projects, as well as internal party discipline, hierarchy and organizational structure.

“Merit, knowledge and expertise are essential in politics”

We spoke with Prof. Dr. Haydar Çakmak about the objectives and activities of Zafer Academy and the Zafer School of Politics.

What need led to the establishment of Zafer Academy and the Zafer School of Politics?

Prof. Dr. Haydar Çakmak:

The quality of political organizations is extremely important to the success of political parties. Merely producing political discourse is not enough. People involved in politics need to understand the country’s problems, follow developments around the world, possess knowledge of Türkiye’s domestic and foreign policy, and understand organizational work and political communication.

For this reason, we attach great importance to training our party organizations. It is important for our provincial and district chairpersons and executive board members to understand the Zafer Party’s political philosophy, fundamental principles, policies and projects correctly and to be able to communicate this approach accurately in the field.

The participation of prominent academics in the educational staff is also noteworthy. Does this have a particular significance?

Prof. Dr. Haydar Çakmak:

Certainly. We want our educational programs to be conducted, as much as possible, by people who are competent and experienced in their respective fields. A number of distinguished and qualified academics are contributing to these efforts.

Prof. Dr. Ali Şehirlioglu, Prof. Dr. Necdet Basa, Prof. Dr. Ferit Saraçoglu, Prof. Nadim Macit and Prof. Dr. Erdinç Telatar are among the academics contributing to the program.

Our approach is clear: Merit, knowledge and expertise must be among the fundamental elements of politics.

“We will not limit education to party members”

Zafer Academy’s planned opening to the wider public is an important objective. What are the plans in this regard?

Prof. Dr. Haydar Çakmak:

Following the completion of our internal party training, we plan to make Zafer Academy available to all citizens, whether they are party members or not.

It is also important to us that these educational programs are free of charge. We want to make access to knowledge and quality education easier for citizens.

We aim to organize certificate programs in various fields, including international relations, political science, Turkish foreign policy, economics, media and journalism, communications, the Turkic world, arts and culture, as well as the reasons behind Türkiye’s relative underdevelopment.

We aim to have distinguished academics and experts in their respective fields participate in each program.

“Education should not only provide knowledge but also open doors to employment”

Another notable aspect of Zafer Academy is that education is not viewed merely as the transfer of theoretical knowledge.

In today’s Türkiye, access to professional knowledge, quality education and employment opportunities is of great importance for young people and citizens.

From this perspective, certified educational programs in different fields are expected to help citizens develop their knowledge and skills, explore new professional areas and increase their employment opportunities.

This approach is significant because it reflects an understanding of politics that goes beyond asking citizens for votes during election periods and instead seeks to increase citizens’ knowledge and skills, create opportunities for young people and strengthen society’s overall capacity.

The emphasis on “merit-based cadres” in the Zafer Party

The work carried out under the responsibility of Prof. Dr. Haydar Çakmak is regarded as an important step highlighting merit and specialization within the Zafer Party’s approach to political cadres.

The active participation of academically accomplished individuals in party activities is noteworthy in terms of supporting political cadres not only with political experience but also with scientific knowledge and professional expertise.

The objective of Zafer Academy and the Zafer School of Politics to gradually reach broader segments of society after beginning with internal party education further increases the significance of the initiative.

The educational model developed by Zafer Academy and the Zafer School of Politics gains particular importance at precisely this point.

From knowledge to social strength

Given that a well-educated, knowledgeable and skilled human resource will play a decisive role in Türkiye’s future, political parties also need to continuously improve their cadres.

From this perspective, the Zafer Party’s institutionalization of educational activities and its inclusion of academics with expertise in their fields represent an investment aimed at increasing the quality of party organizations.

More importantly, the goal of opening educational activities free of charge to all citizens, rather than limiting them to party members, has the potential to move a political party-centered initiative toward a broader framework of social benefit.

The successful progress of the activities coordinated by Prof. Dr. Haydar Çakmak is regarded as an important indication of the Zafer Party’s goal of building educated, knowledgeable, specialized and merit-based cadres for the coming period.

With the certificate programs planned for the next stage, Zafer Academy also aims to contribute to citizens in the areas of education, personal development, specialization and employment, alongside political education.

In this respect, Zafer Academy is not merely an internal political party training model; it has the potential to become an important social initiative aimed at transforming knowledge into social strength, education into opportunity and expertise into employment.


yilmazparlar@yahoo.com

12 Ağustos 2026 Çarşamba

BULTÜRK’ten Tarihe Hafıza Köprüsü-Yılmaz Parlar


  

BULTÜRK’ten Tarihe Hafıza, Geleceğe Barış Mesajı

Türk Dünyasının Acıları Belgeler, Kitaplar ve Belgesellerle Gelecek Kuşaklara Aktarılıyor

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK), Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yaşanan acıları, zorunlu göçleri, kültürel kayıpları ve insan hakları ihlallerini tarihî hafıza perspektifiyle ele alan çalışmalarıyla dikkat çekiyor.

Derneğin kitap, sempozyum, konferans, araştırma ve belgesel çalışmaları, geçmişin unutulmaması kadar geleceğin daha barışçıl bir anlayış üzerine kurulmasına yönelik önemli bir sivil toplum örneği ortaya koyuyor.

2003 yılında kurulan BULTÜRK, Bulgaristan Türklerinin tarihini, kültürünü ve kimliğini yaşatmanın yanı sıra Türkiye ile Bulgaristan arasında siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel bir köprü olmayı amaçlıyor. Dernek, Türk Dünyası ile gönül bağlarını güçlendirmeyi ve tarihî mirası yeni nesillere aktarmayı temel çalışma alanları arasında görüyor.

Geçmişi Hatırlamak, Geleceği İnşa Etmek

BULTÜRK’ün çalışmalarında dikkat çeken en önemli yaklaşım, tarihî acıların yalnızca geçmişin yaraları olarak görülmemesi.

Dernek tarafından hazırlanan “Türk Dünyasında Soykırımlar” adlı eser; farklı coğrafyalarda yaşanan acıları, sürgünleri, etnik temizlikleri, zorunlu göçleri, kültürel asimilasyonları ve insan hakları ihlallerini ele alıyor. 70’i aşkın yazarın katkılarıyla hazırlanan çalışmada Balkanlar, Kafkasya, Kırım, Ahıska, Kerkük, Kıbrıs, Doğu Türkistan, Çuvaşistan, Gagavuz Yeri, Sekeller ve Trakya gibi farklı bölgelerde yaşanan tarihî süreçler disiplinlerarası bir bakış açısıyla inceleniyor.

Bu çalışmaların taşıdığı anlam yalnızca geçmişte yaşananları anlatmak değil; aynı acıların yeniden yaşanmaması için tarihî hafızayı canlı tutmak.

Geçmişin acılarını hatırlamak, kin üretmek zorunda değildir. Aksine tarihî gerçekleri bilmek; toplumların birbirini daha iyi anlamasına, insan haklarının değerinin kavranmasına ve gelecek kuşakların daha barışçıl bir dünya kurmasına katkı sağlayabilir.

Soykırımların hafızası, barışın vicdanına dönüşebilir.

BULTÜRK’ün yaklaşımında tarih, geleceğe karşı bir hesaplaşma aracı olmaktan çok geleceği daha doğru kurabilmenin hafızası olarak öne çıkıyor.

“Türk Dünyasında Soykırımlar” Kitabı ve Sergisi

BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk ile gerçekleştirilen söyleşide de derneğin bu çalışmasının önemi öne çıktı.

BULTÜRK tarafından hazırlanan “Türk Dünyasında Soykırımlar” kitabının tanıtımı ve sergi açılışı 27 Haziran Cumartesi günü Bayrampaşa BAYGEM Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Programa Bulgaristan’ın önceki dönem Tarım ve Orman Bakanı İvan Hristanov, Bayrampaşa Belediye Başkan Vekili İbrahim Akın, Azerbaycan’dan Sosyal Stratejik Çalışmalar ve Analitik Araştırmalar Merkezi Başkanı İlgar Hüseynli ve Başkan Vekili Farhad Gashamli ile çok sayıda davetli katıldı.

Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşanan tarihî olaylara ilişkin belgeler ve görsel materyaller de ziyaretçilerin ilgisine sunuldu.

Rafet Ulutürk’ün Öncülüğünde Güçlü Bir Sivil Toplum Çalışması

BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk, derneğin tarih, kültür, araştırma ve sivil toplum faaliyetlerini bir arada yürüten anlayışında önemli bir rol üstleniyor.

Derneğin kuruluşundan bugüne gerçekleştirdiği yüzlerce konferans, panel, seminer, kültürel etkinlik ve uluslararası toplantının yanı sıra yayın faaliyetleri de dikkat çekiyor.

2013 yılında kurulan Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi ile çalışmalarını bilimsel zemine taşıyan BULTÜRK, çok sayıda kitap, araştırma ve akademik çalışma ortaya koydu.

Rafet Ulutürk’ün yönetimindeki BULTÜRK’ün çalışmalarında yalnızca geçmişin anlatılması değil, Türk Dünyası arasında bilgi, kültür ve dayanışma bağlarının güçlendirilmesi hedefleniyor.

Aysu Akbaş’ın Çalışmaları

BULTÜRK Genel Sekreteri Aysu Akbaş da derneğin yayın, konferans, araştırma ve kültürel projelerinde aktif rol üstlenen isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

“Türk Dünyasında Soykırımlar” kitabının editörlüğünü yapan Akbaş, farklı coğrafyalardan gelen çalışmaların bir araya getirilmesinde önemli görev üstlendi.

Bu çalışmalar, BULTÜRK’ün yalnızca etkinlik düzenleyen bir yapı olmadığını; araştırma, yayıncılık, eğitim ve kültürel hafıza alanlarında da uzun soluklu faaliyet yürüttüğünü ortaya koyuyor.

“Kırcaali Efsanesi” ile Tarih Gençlerle Buluşuyor

BULTÜRK’ün tarihî hafıza çalışmalarının önemli ayaklarından birini de “Kırcaali Efsanesi” belgeseli oluşturuyor.

“Rumeli’ye Geçiş Konferansı ve Kırcaali Efsanesi Belgesel Gösterimi” projesi kapsamında Türkiye'nin farklı şehirlerinde 50’yi aşkın lisede binlerce öğrenciyle buluşuldu. Bursa, Çanakkale, Kırklareli, Tekirdağ, Kütahya, Bilecik, Sakarya ve Kocaeli gibi şehirlerde öğrencilerle tarihî ve kültürel bilgiler paylaşılırken belgesel gösterimleri gerçekleştirildi.

Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Sakarya Üniversitesi'ndeki programlarda da yüzlerce öğrenciyle bir araya gelindi.

Bu yönüyle proje, tarihî bilgilerin yalnızca kitaplarda kalmaması; gençlerin geçmişlerini öğrenerek geleceğe daha bilinçli bakmaları açısından önem taşıyor.

BULTÜRK’ten Bir İlk: Türk Cumhurbaşkanı Adayı Sali Şaban

BULTÜRK’ün Türk Dünyasına yönelik çalışmalarındaki en dikkat çekici adımlardan biri de Bulgaristan’da bir Türk’ü Cumhurbaşkanı adayı göstermesi oldu.

Dernek, 2011 yılında Sali Şaban’ı Cumhurbaşkanı adayı göstererek, Türk toplumunun siyasi temsil ve demokratik katılım alanında önemli bir ilke imza attı.

BULTÜRK kaynaklarında bu adaylığın Bulgaristan tarihinde bir Türk Cumhurbaşkanı adayının seçimlere katılması açısından önemli bir dönüm noktası olduğu ve yaklaşık 50 bin oy aldığı belirtiliyor.

BULTÜRK açısından bu girişim yalnızca bir seçim çalışması olarak görülmüyor. Bulgaristan Türklerinin siyasi, ekonomik ve kültürel haklarının güçlendirilmesi, demokratik süreçlere daha etkin katılması ve kendi geleceği üzerinde söz sahibi olması yönündeki çalışmaların önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Bu yönüyle Sali Şaban’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı, BULTÜRK’ün yalnızca kültürel faaliyetler gerçekleştiren bir dernek olmadığını; gerektiğinde siyasi temsil, demokratik katılım ve toplumsal farkındalık alanlarında da sorumluluk üstlendiğini gösteren önemli örneklerden biri olarak öne çıkıyor.

Birleştiren ve Kucaklayan Bir Anlayış

BULTÜRK yönetiminin çalışmalarında dikkat çeken temel mesajlardan biri de ayrıştırıcı değil, birleştirici bir anlayışın vurgulanması.

Dernek, siyasi görüşü, düşüncesi veya sosyal konumu ne olursa olsun Türk milletinin ortak değerleri etrafında buluşan herkese kapısını açık tutuyor.

Bu yaklaşım; ayrıştırmak yerine birleştirmek, ötekileştirmek yerine kucaklamak ve geçmişten güç alarak geleceğe yürümek üzerine kuruluyor.

Tarih unutulmasın; ancak tarih yeni düşmanlıkların gerekçesi de olmasın.

Yaşanan acıların belgelenmesi, mağdurların hatırasının yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması; insanlığın ortak vicdanını güçlendirecek bir bilinç oluşturabilir.

Yılmaz Parlar’a BULTÜRK’ten Başarı Plaketi

BULTÜRK’ün Türk Dünyasına yönelik çalışmalarının bir başka anlamlı yansıması ise basın ve medya alanında Türk Dünyasının tanıtımına yönelik çalışmalar yapan Yılmaz Parlar’a başarı kupa plaketinin takdim edilmesi oldu.

Etkinliğe katılamaması nedeniyle plaket, 11 Ağustos 2026 Salı günü BULTÜRK’ün Aksaray’daki dernek ofisinde Genel Başkan Rafet Ulutürk tarafından kendisine takdim edildi.

Bu buluşmada gerçekleştirilen söyleşide BULTÜRK’ün farklı coğrafyalardaki Türk topluluklarının tarihini, kültürünü ve yaşadığı sorunları gündeme taşıyan çalışmalarına da değinildi.

Tarihî Hafıza Geleceğe Işık Tutsun

BULTÜRK’ün çalışmaları üzerinden ortaya çıkan en güçlü mesajlardan biri şu:

Geçmişi bilmek, geçmişte yaşamak değildir.

Acıları hatırlamak, yeni acılar üretmek anlamına gelmez. Aksine yaşananları doğru belgelerle ortaya koymak; mağdurların hatırasına saygı göstermek, insan haklarının değerini anlamak ve gelecek nesillere daha barışçıl bir dünya bırakmak için önemli bir sorumluluktur.

Türk Dünyasının farklı coğrafyalarında yaşanan sürgünler, göçler ve insan hakları ihlallerinin belgelenmesi, yalnızca bir topluluğun değil, insanlığın ortak hafızasının korunmasına yapılan bir katkı olarak değerlendirilebilir.

BULTÜRK’ün kitapları, konferansları, araştırmaları ve “Kırcaali Efsanesi” gibi belgesel çalışmaları bu hafızayı genç kuşaklarla buluştururken, ortaya konulan temel yaklaşım geçmişten geleceğe uzanan bir köprü kuruyor.

Unutmamak; kin için değil, aynı acıların bir daha yaşanmaması için.

Ve tarihî hafızanın en değerli amacı belki de tam olarak budur:

Geçmişin acılarından geleceğin barışını inşa edebilmek.

yilmazparlar@yahoo.com

BULTÜRK Sends a Message of Historical Memory for the Past and Peace for the Future

The Suffering of the Turkic World Is Being Passed on to Future Generations Through Documents, Books and Documentaries

The Bulgarian Turks Culture and Service Association (BULTÜRK) is drawing attention with its work addressing the suffering, forced migrations, cultural losses and human rights violations experienced in different regions of the Turkic world from the perspective of historical memory.

Through its books, symposiums, conferences, research projects and documentaries, the association is not only preserving the memory of the past but also presenting an important civil society example aimed at building a more peaceful understanding of the future.

Founded in 2003, BULTÜRK aims to preserve the history, culture and identity of Bulgarian Turks while also serving as a political, economic, social and cultural bridge between Türkiye and Bulgaria. Strengthening ties with the Turkic World and transferring historical heritage to future generations are among the association’s principal areas of activity.

Remembering the Past, Building the Future

One of the most significant aspects of BULTÜRK’s work is its approach to historical suffering—not simply as wounds of the past, but as part of a collective memory that can contribute to a more peaceful future.

The association’s work titled “Genocides in the Turkic World” examines suffering, forced migration, ethnic cleansing, cultural assimilation and human rights violations experienced in different geographical regions. Prepared with contributions from more than 70 authors, the work examines historical developments in regions including the Balkans, Caucasus, Crimea, Ahıska, Kirkuk, Cyprus, East Turkestan, Chuvashia, Gagauzia, the Székely region and Thrace from an interdisciplinary perspective.

The purpose of these studies is not simply to recount past suffering, but to keep historical memory alive so that the same tragedies are not repeated.

Remembering suffering does not necessarily mean producing hatred. On the contrary, understanding historical realities can help societies understand one another better, strengthen awareness of human rights and enable future generations to build a more peaceful world.

The memory of genocides can become the conscience of peace.

For BULTÜRK, history is presented not primarily as an instrument of confrontation with the future, but as a memory that can help build the future more wisely.

“Genocides in the Turkic World”: Book and Exhibition

During an interview with BULTÜRK President Rafet Ulutürk, the importance of the association’s latest historical memory project was also highlighted.

The presentation and exhibition opening of BULTÜRK’s book “Genocides in the Turkic World” took place on Saturday, June 27, at the Bayrampaşa BAYGEM Mehmet Akif Ersoy Cultural Center.

The event was attended by former Bulgarian Minister of Agriculture and Forestry Ivan Hristanov, Bayrampaşa Deputy Mayor İbrahim Akın, İlgar Hüseynli, President of the Center for Social Strategic Studies and Analytical Research in Azerbaijan, Vice President Farhad Gashamli and numerous guests.

Historical documents and visual materials concerning events in different regions of the Turkic world were also presented to visitors.

A Strong Civil Society Initiative Under Rafet Ulutürk’s Leadership

BULTÜRK President Rafet Ulutürk stands out as a leading figure in the association’s approach, which brings together history, culture, research and civil society activities.

Since its establishment, the association has organized hundreds of conferences, panels, seminars, cultural programs and international meetings, alongside its publishing activities.

With the establishment of the Bulgarian Strategic Research Center in 2013, BULTÜRK further developed its work on a scientific basis and produced numerous books, research studies and academic publications.

Under Rafet Ulutürk’s leadership, BULTÜRK focuses not only on preserving the past but also on strengthening bonds of knowledge, culture and solidarity throughout the Turkic World.

Aysu Akbaş and Her Contribution to the Work

BULTÜRK Secretary General Aysu Akbaş is another prominent figure actively involved in the association’s publishing, conference, research and cultural projects.

As editor of the book “Genocides in the Turkic World,” Akbaş played an important role in bringing together contributions from different geographical regions.

These activities demonstrate that BULTÜRK is not simply an organization that holds events; it also carries out long-term work in research, publishing, education and cultural memory.

History Meets Young People Through the “Legend of Kardzhali”

Another important element of BULTÜRK’s historical memory initiatives is the documentary “The Legend of Kardzhali.”

As part of the “Passage to Rumelia Conference and The Legend of Kardzhali Documentary Screening” project, the association reached thousands of students at more than 50 high schools in different Turkish cities. In cities including Bursa, Çanakkale, Kırklareli, Tekirdağ, Kütahya, Bilecik, Sakarya and Kocaeli, students were introduced to historical and cultural information alongside documentary screenings.

Hundreds of students also attended programs at Yıldız Technical University, Istanbul Medeniyet University and Sakarya University.

The project is significant because it ensures that historical knowledge does not remain only in books, but reaches young people and helps them understand their past and look toward the future with greater awareness.

A First for BULTÜRK: Turkish Presidential Candidate Sali Şaban

One of the most remarkable steps in BULTÜRK’s work in the Turkic World was its decision to put forward a Turkish candidate for the presidency in Bulgaria.

In 2011, the association supported Sali Şaban as a presidential candidate, marking what BULTÜRK describes as an important milestone in the political representation and democratic participation of the Turkish community.

According to BULTÜRK’s information, the candidacy represented an important turning point as a Turkish presidential candidate participated in the elections in Bulgaria, receiving approximately 50,000 votes.

For BULTÜRK, this initiative was more than an electoral campaign. It formed part of the association’s broader efforts to strengthen the political, economic and cultural rights of Bulgarian Turks, encourage greater democratic participation and enable the community to have a stronger voice in shaping its own future.

In this respect, Sali Şaban’s presidential candidacy stands as one of the most significant examples demonstrating that BULTÜRK is not limited to cultural activities, but also takes responsibility in areas of political representation, democratic participation and social awareness.

An Approach That Unites and Embraces

Another central message in BULTÜRK’s work is its emphasis on unity rather than division.

The association states that its doors remain open to everyone who comes together around the common values of the Turkish nation, regardless of political opinion, worldview or social status.

Its approach is based on uniting rather than dividing, embracing rather than excluding, and moving toward the future by drawing strength from the past.

History should not be forgotten—but neither should history become a justification for new hostility.

Documenting suffering, preserving the memory of victims and passing that knowledge on to future generations can help strengthen the common conscience of humanity.

BULTÜRK Presents Achievement Plaque to Yılmaz Parlar

Another meaningful reflection of BULTÜRK’s efforts toward the Turkic World was the presentation of an achievement trophy plaque to Yılmaz Parlar for his work in the press and media aimed at promoting the Turkic World.

As he was unable to attend the event, the plaque was presented to him on Tuesday, August 11, 2026, at BULTÜRK’s association office in Aksaray by President Rafet Ulutürk.

During the meeting, the conversation also focused on BULTÜRK’s work bringing the history, culture and challenges of Turkic communities in different regions to public attention.

Let Historical Memory Illuminate the Future

One of the strongest messages emerging from BULTÜRK’s work is this:

Knowing the past does not mean living in the past.

Remembering suffering does not mean creating new suffering. On the contrary, documenting what happened accurately, respecting the memory of victims, understanding the value of human rights and leaving future generations a more peaceful world are important responsibilities.

Documenting the forced migrations, displacements and human rights violations experienced in different regions of the Turkic World can therefore be seen not only as a contribution to one community, but also as a contribution to preserving the common memory of humanity.

Through its books, conferences, research projects and documentaries such as “The Legend of Kardzhali,” BULTÜRK is bringing this memory to younger generations and building a bridge from the past to the future.

Remembering—not for hatred, but so that the same suffering is never experienced again.

Perhaps that is the most valuable purpose of historical memory:

To build the peace of the future from the lessons of the past.

yilmazparlar@yahoo.com