19 Nisan 2026 Pazar

RİDEKAP-Yurtta Sulh, Cihanda Sulh Paneli-Yılmaz Parlar

 

Üsküdar’da, Kadınlardan Barış, Demokrasi ve Laiklik Vurgusu

1935 Ruhundan 2026’ya ; Rizeli Demokrat Kadınlardan  önemli Bir Buluşma.
18 Nisan 2026 Cumartesi günü, Rizeli Demokrat Kadınlar Platformu (RİDEKAP), Üsküdar Belediyesi Bağlarbaşı Kültür Merkezi ev sahipliğinde, anlamlı ve güçlü bir panele imza attı.

Yurtda 

Kadınların Barış Çağrısı Yeniden Yükseldi

Platform Başkanı Dilek Karafazlı: "Cumhuriyetin temel değerleri tartışma konusu yapılamaz"

Uluslararası sistemin çalkantıları Prof. Dr. Emin Gürses tarafından masaya yatırıldı

İsmet İnönü'nün torunu Gülsün Bilgehan'dan 'Dengeli Politika' vurgusu

Emekli Hakim Nazan Güçkan’dan 'Kadınların Sesi Daha Gür Çıkacak' Mesajı

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda, konuşmacılar ve katılımcılar adeta Kuvayi Milliye ruhunu yeniden canlandırdı.

Kadınlardan Güçlü Açılış

 “Cumhuriyet Değerleri Tartışma Konusu Olamaz”

RİDEKAP Başkanı Dilek Karafazlı açılış konuşmasında hem tarihsel mirasa hem güncel gelişmelere vurgu yaptı:

“Cumhuriyet, laik eğitim ve hukuk devleti ilkeleri ortak kazanımlarımızdır.”

“Şiddet ve ayrıştırıcı dilin karşısındayız.”

“Kadın-erkek eşitliği ve barıştan yana mücadelemiz sürecek.”

Karafazlı ayrıca farklı siyasi partilerden ve sivil toplum kuruluşlarından geniş katılımın önemine dikkat çekerek, bu birlikteliğin toplumsal huzur için kritik olduğunu ifade etti.

Tarihten Günümüze Kadınların Barış Mesajı

1935 Vurgusu, Tarihi kongre anısı, 1935'te İstanbul’da dünyaya kadın sesi verilmişti

Panelin özellikle 18 Nisan tarihine denk getirilmesi dikkat çekti. Bu tarih, 12. Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresi’nin yıl dönümü olması nedeniyle özel olarak seçildi.

Panelin tarih olarak 18 Nisan’ı seçmesinin anlamlı olduğunu belirten Karafazlı, 18-24 Nisan 1935’te Atatürk’ün himayesinde Yıldız Sarayı’nda toplanan Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresi’ni yad ettiklerini hatırlattı.

Karafazlı, “Kadınlar o gün sadece eşitliği değil, dünya barışını da savundu. Bugün de aynı noktadayız.”

1935’te İstanbul’da yapılan bu kongrenin önemini şöyle özetledi:
"Şiddetin, nefret dilinin ve ayrıştırıcı dilin hiçbir yararı yoktur. Cumhuriyetimizin temel değerlerini (laik eğitim, hukuk devleti) bu tür olaylar üzerinden tartışmaya açmak doğru değildir ve bunu kınıyoruz. Bu değerler, ülkemizin ortak kazanımlarıdır ve tartışma konusu yapılamaz. Bizim duruşumuz nettir: Atatürk’ün ilke ve devrimleri doğrultusunda, barıştan, kadın-erkek eşitliğinden, hukuk devletinden ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nden yana mücadelemiz devam edecektir."

 “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” başlığıyla düzenlenen panel, sadece bir sivil toplum etkinliği olmanın çok ötesinde, kadınların barış, eşitlik ve hukuk devleti için kenetlendiği bir duruşa dönüştü. Siyaset, tarih ve uluslararası gelişmeler kadın perspektifiyle ele alındı.

Panelin moderatörlüğünü emekli hâkim Nazan Güçkan üstlenirken, konuşmacılar arasında Prof. Dr. Emin Gürses ve Gülsün Bilgehan yer aldı.

Nazan Güçkan, “Kadınların sesi gerçekten gür çıkmaya başladığında, yeryüzünün çok daha güzelleşeceğine, adaletin ve kardeşliğin hâkim olacağına inanıyoruz”

Emin Gürses,

 “Dünya Yeni Bir Paylaşım Savaşı Sürecinde”

Prof. Dr. Emin Gürses, konuşmasında küresel sistemdeki kırılmalara dikkat çekti:

Soğuk Savaş sonrası kurulan düzenin çözüldüğünü

Yeni bir küresel paylaşım sürecinin yaşandığını

ABD, Çin ve Avrupa arasındaki güç mücadelesinin arttığını

Gürses’e göre bu süreç “25-30 yıllık bir yeniden yapılanma dönemi” ve dünyadaki çatışmalar bu paylaşım mücadelesinin sonucu.

Türkiye’nin bu süreçte izlediği politikayı da değerlendiren Gürses, önemli bir ayrım yaptı:
“Türkiye denge politikası değil, dengeli politika izliyor. Bu da İsmet İnönü döneminin mirasıdır.”

Gülsün Bilgehan,

“Savaş Kahramanları Aynı Zamanda Barışın Mimarıydı”

İsmet İnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan ise konuşmasında tarihsel perspektif sundu.

Bilgehan, Cumhuriyetin kurucu liderleri Mustafa Kemal Atatürk ve İnönü’nün sadece savaş değil, aynı zamanda barış liderleri olduğunu vurguladı:

“Savaş bir cinayettir” sözünü hatırlattı

Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’na girmemesini “tarihi başarı” olarak nitelendirdi

İnönü’nün zor şartlarda yürüttüğü “dengeli dış politika”yı anlattı

Çarpıcı bir anekdotu da paylaştı:
“Beni ekmeksiz bıraktın diyen çocuğa İnönü’nün cevabı şuydu: ‘Seni babasız bırakmadım.’”

Kadın Hakları ve Siyasette Temsil Vurgusu

Bilgehan, kadınların siyasetteki yerine de dikkat çekerek Türkiye’nin geçmişte dünya sıralamasında üst sıralarda olduğunu hatırlattı:

1935’te Meclis’te 18 kadın milletvekili

Dünya sıralamasında 2. sırada Türkiye

Ancak günümüzde bu oranın gerilediğini belirterek kadınların daha aktif olması gerektiğini söyledi.

Panelden Mesaj,

“Barış, Demokrasi ve Birlik”

Panel boyunca öne çıkan ortak mesajlar şunlar oldu:

Küresel kriz ortamında barış ihtiyacı artıyor

Türkiye’nin birlik içinde hareket etmesi gerekiyor

Cumhuriyet değerleri korunmalı

Kadınların toplumsal rolü güçlenmeli

 1935’te İstanbul’da Tarih Yazıldı

Kadınlar Dünyaya Barış Çağrısı Yaptı

18-24 Nisan 1935’te İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda düzenlenen kongre, kadın hakları tarihinde dönüm noktası oldu.

40’tan fazla ülkeden 350’den fazla kadın katıldı

200 milyondan fazla kadını temsil ettiler

Kadın hakları, eşitlik ve dünya barışı tartışıldı

Mustafa Kemal Atatürk’ün himayesinde gerçekleşti

Bu kongre, Türkiye’nin kadınlara verdiği hakların uluslararası alanda tescili olarak kabul edildi.

91 Yıl Sonra Aynı Mesaj

1935’te yükselen “barış ve eşitlik” çağrısı, 2026’da Üsküdar’dan bir kez daha dile getirildi.

Kadınlar bu kez de aynı kararlılıkla konuştu:
“Barış, demokrasi ve Cumhuriyet değerlerinden vazgeçmeyeceğiz.

yilmazparlar@yahoo.com

Peace at Home, Peace in the World  Panel

In Üsküdar: Strong Emphasis on Peace, Democracy and Secularism from Women

From the Spirit of 1935 to 2026: A Significant Gathering by Rizeli Democrat Women

On Saturday, April 18, 2026, the Rizeli Democrat Women Platform (RİDEKAP) hosted a meaningful and impactful panel at Bağlarbaşı Kültür Center.

Women’s Call for Peace Rose Again

Platform President Dilek Karafazlı: “The fundamental values of the Republic cannot be debated.”
The turbulence of the international system was analyzed by Prof. Dr. Emin Gürses
Gülsün Bilgehan, granddaughter of İsmet İnönü, emphasized “balanced policy”
Retired judge Nazan Güçkan delivered the message: “Women’s voices will grow stronger”

The program, which began with a moment of silence and the National Anthem, revived the spirit of national struggle among participants and speakers.

A Strong Opening from Women

“Republican Values Cannot Be Questioned”

RİDEKAP President Dilek Karafazlı emphasized both historical legacy and current developments in her opening remarks:

The Republic, secular education, and the rule of law are our shared achievements.

We stand against violence and divisive language.”

Our struggle for gender equality and peace will continue.

Karafazlı also highlighted the importance of broad participation from different political parties and civil society organizations, stating that such unity is vital for social peace.

Women’s Message of Peace from Past to Present

The 1935 Emphasis, A Historic Congress Remembered

The choice of April 18 as the panel date was particularly meaningful, marking the anniversary of the 12th International Women’s Union Congress.

Karafazlı noted that the congress, held between April 18–24, 1935 at Yıldız Palace under the patronage of Mustafa Kemal Atatürk, was commemorated during the event.

“Women did not only defend equality then, but also world peace. Today, we stand at the same point,” she said.

She summarized the importance of the congress as follows:
“Violence, hate speech, and divisive language serve no purpose. Opening the fundamental values of our Republic—secular education and the rule of law—to debate through such incidents is unacceptable, and we condemn it. These are our shared national achievements. Our stance is clear: in line with Atatürk’s principles and reforms, we will continue to stand for peace, gender equality, the rule of law, and a secular Republic of Türkiye.”

Beyond a Panel, A Collective Stand

The panel, organized under the theme “Peace at Home, Peace in the World,” went beyond a typical civil society event and turned into a collective stance for peace, equality, and the rule of law. Politics, history, and international developments were discussed from a women’s perspective.

Moderated by Nazan Güçkan, the panel featured speakers Emin Gürses and Gülsün Bilgehan.

Nazan Güçkan stated, “When women’s voices truly rise, the world will become a much better place, where justice and brotherhood prevail.”

Emin Gürses:

“The World Is Entering a New Phase of Power Struggle”

Prof. Dr. Emin Gürses highlighted fractures in the global system:

The post–Cold War order is dissolving

A new global power-sharing phase is emerging

Competition among the United States, China, and Europe is intensifying

According to Gürses, this is a “25–30 year restructuring period,” and global conflicts are a result of this struggle.

He also made a critical distinction regarding Türkiye’s foreign policy:
“Türkiye is not pursuing a balance of power policy, but a balanced policy. This is a legacy of İsmet İnönü.”

Gülsün Bilgehan:

“War Heroes Were Also Architects of Peace”

Gülsün Bilgehan offered a historical perspective, emphasizing that the founders of the Republic, Mustafa Kemal Atatürk and İsmet İnönü, were not only war heroes but also leaders of peace.

She, Recalled Atatürk’s words: “War is a crime

Described Türkiye’s neutrality in World War II as a historic success

Explained İnönü’s “balanced diplomacy” under difficult conditions

She also shared a striking anecdote:
“When a child said, ‘You left me without bread,’ İnönü replied: ‘But I did not leave you without a father.’”

Women’s Rights and Political Representation

Bilgehan pointed out that Türkiye once ranked among the top countries in women’s political representation:

18 women MPs in Parliament in 1935

Ranked 2nd globally at the time

She noted the decline in recent years and stressed the need for greater female participation in politics.

Message of the Panel

“Peace, Democracy and Unity”

Main takeaways from the panel:

The need for peace is increasing amid global crises

Türkiye must act in unity

Republican values must be protected

Women’s role in society must be strengthened

History Was Made in Istanbul in 1935”

Women Called for World Peace**

The congress held at Yıldız Palace between April 18–24, 1935 became a turning point in women’s rights history:

Over 350 women from more than 40 countries participated

Represented more than 200 million women

Discussed women’s rights, equality, and world peace

Held under the patronage of Mustafa Kemal Atatürk

This congress marked international recognition of Türkiye’s advancements in women’s rights.

Same Message After 91 Years

The call for “peace and equality” that rose in 1935 was echoed once again in Üsküdar in 2026.

Women declared with the same determination:
“We will not give up on peace, democracy, and the values of the Republic.”

yilmazparlar@yahoo.com

4 Nisan 2026 Cumartesi

Heritage Fuarı-Yılmaz Parlar

 Heritage Fuarı’nda Kültür Mirasının Devri

Müzecilikten Lokuma, Çiniden Gazi Kovana

Yenikapı’da 4 Nisan’a kadar sürecek dev buluşmada Türkiye’nin hafızası sergileniyor

Yenikapı Kadir Topbaş Gösteri Merkezi’nde kapılarını açan Heritage Fuarı (Kültür Mirası ve Müzecilik Fuarı), 4 Nisan 2026’ya kadar ziyaret edilebilecek dev bir kültür şölenine dönüştü.



Müze profesyonellerinden akademisyenlere, asırlık markalardan geleneksel sanatçılara kadar geniş bir yelpazeyi buluşturan fuar, Türkiye’nin somut ve somut olmayan kültürel mirasını gözler önüne seriyor.

İşte Heritage Fuarı’nda öne çıkanlar ve unutulmaz hikâyeler…



Prof. Dr. Fethiye Erbay

“Müze, Geçmişle Gelecek Arasında Köprüdür”

Fuarın en dikkat çeken stantlarından biri Boğaziçi Üniversitesi Müzecilik Bölümü oldu. Standın başında bölüm başkanı Prof. Dr. Fethiye Erbay yer aldı. Türkiye’nin müzecilik alanında uzman ihtiyacını karşılayan nadir akademik programlara imza atan Erbay, fuar boyunca müzeciliğin sadece eser saklamak değil, kültürü yaşatmak ve toplumu bilinçlendirmek olduğunun altını çizdi.

“Müzecilik, bir ülkenin hafızasını koruma sanatıdır. Bugün müzeler eğitimin, toplumsal hafızanın ve kültürel diplomasinin merkezi haline geldi. Türkiye gibi binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir coğrafyada bu mirası yönetecek uzmanlara her zamankinden çok ihtiyaç var.”

Bugün Türkiye’nin birçok özel ve kamu müzesinde görev yapan uzmanlar, Erbay’ın öncülüğündeki bu bölümden mezun oldu. Ziyaretçilerden biri, “Fethiye Hoca sayesinde müzelerimiz aktif öğrenme merkezlerine dönüştü” yorumunu yaptı.



249 Yıllık Lezzet Hacı Bekir ve 6. Kuşak Lider Leyla Celalyan

Fuarın “Zamanla Kaybolmayanlar” bölümünde yer alan Ali Muhiddin Hacı Bekir, 1777’den bu yana Türk lokumunu dünyaya tanıtıyor. Standda ailenin 6. kuşak temsilcisi Leyla Celalyan dikkat çekiyor. Koç Üniversitesi İşletme mezunu olan Celalyan, markayı modern vizyonla buluştururken ihracat pazarlarında büyük atılım gerçekleştiriyor.



Hacı Bekir’in ürünleri bugün ABD, Japonya, Güney Afrika, İngiltere, Fransa, Hollanda, Güney Kore, Tayvan ve Ürdün gibi birçok ülkeye ihraç ediliyor. Celalyan, “Hacı Bekir sadece bir şekerleme markası değil; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir kültür elçisidir” diyor.

Son yüzyıldır şirket büyük ölçüde kadınlar tarafından yönetiliyor. Celalyan’ın büyük ninesi Reşide Hanım, Cumhuriyet’in ilk pasaportlarından birini alarak yurt dışına açılan ilk kadın girişimcilerdendi.



Geleneği Yaşatanlar

Folklor Kurumu’ndan 60 Yıllık Vefa

Folklor Kurumu, “Geleneği Yaşatanlar” temasıyla fuarda yerini aldı. 12 Aralık 1964’te kurulan ve 60 yılı aşkın süredir Türk halk kültürüne hizmet eden köklü kurum, halk oyunları, halk müziği, halk tiyatrosu ve geleneksel el sanatları alanlarındaki çalışmalarını sergiliyor.

UNESCO’nun 1989 tarihli Tavsiye Kararı’nda vurgulandığı gibi, folklor “insanlığın evrensel mirasının bir parçasıdır”. Folklor Kurumu da bu bilinçle Anadolu’nun dört bir yanındaki kültürel zenginlikleri derleyip gelecek nesillere aktarıyor. Yetkililer, “Kültürel mirasımızı yaşatmak hepimizin ortak sorumluluğu” mesajını verdi.



Gazi Kovan

Kurtuluş Savaşı’nın Sessiz Tanığı

Makine Kimya Endüstrisi (MKE) standında sergilenen Gazi Kovan, fuarın en duygusal ve etkileyici eserleri arasında yer alıyor. MKE İmalât-ı Harbiye Müzesi uzmanı Yasin Ufuk Ergün ve MKE Kırıkkale Silah Fabrikası Müze sorumlusu Ömer Faruk Atcı’dan alınan bilgilere göre:

Gazi Kovan, ilk olarak Mart 1921’de Birinci İnönü Muharebesi sırasında kullanılan bir top mermisinin kovanı olarak ortaya çıktı. Cephedeki askerler bu kovana isimlerini ve birlik bilgilerini kazıdı. Savaş boyunca kovan toplam sekiz kez atölyeye dönüp yeniden doldurularak cepheye gönderildi. Bu sürekli kullanım ona “Gazi” unvanını kazandırdı. Son kullanımı cephede şehit düşen Karahisarlı Seyfi Çavuş tarafından oldu. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanında 101 pare top atışında kullanılarak tarihî yolculuğunu tamamladı.



Pınar İlhan Köse: Selçuklu’dan Günümüze Çini Büyüsü

Çini sanatçısı Pınar İlhan Köse, fuarda Selçuklu dönemi çini eserlerini geleneksel tekniklere bağlı kalarak çağdaş bir yorumla yeniden hayat buluyor. Eserlerini Çekmeköy’deki atölyesinde üreten Köse, çini sanatını şöyle tanımlıyor:

“Çini benim için sadece süsleme değil; sabır, nefes, ritim ve dua gibidir. Her fırça darbemde geçmişle bağ kuruyorum. Selçuklu desenlerindeki sadelik ve güç eserlerimin temelini oluşturuyor. Her fırın çıkışında yeniden doğuşu yaşıyorum.”

Standda Selçuklu’dan ilham alan tabaklar, vazolar, duvar panoları ve özgün çini tasarımları sergileniyor. Köse, “Çini, Anadolu topraklarının binlerce yıllık hafızasını taşır” diyor.

Geçmişini bilmeyen geleceğini inşa edemez.

Yer: Yenikapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi (Kadir Toptaş Sanat Merkezi)
Tarih: 4 Nisan 2026’ya kadar her gün açık

yilmazparlar@yahoo.com

Herıtage Faır A Grand Transfer Of Cultural Herıtage

From Museology to Turkish Delight, from Iznik Tiles to the "Gazi" Shell Casing – Turkey’s collective memory is on display in Yenikapı until April 4

The Heritage Fair (Cultural Heritage and Museology Fair), which opened its doors at the Yenikapı Kadir Topbaş Performance Center, has turned into a grand cultural festival that can be visited until April 4, 2026.

Bringing together a wide spectrum of participants—from museum professionals and academics to centuries-old brands and traditional artists—the fair showcases Turkey’s tangible and intangible cultural heritage.

Here are the highlights and unforgettable stories from the Heritage Fair…

Prof. Dr. Fethiye Erbay

"A Museum is a Bridge Between Past and Future"

One of the most remarkable stands at the fair belongs to the Department of Museology at Boğaziçi University. At the helm of the stand is the department chair, Prof. Dr. Fethiye Erbay. Having spearheaded one of the few academic programs in Turkey that addresses the growing need for museology experts, Erbay emphasized throughout the fair that museology is not merely about preserving artifacts, but about keeping culture alive and raising public awareness.

"Museology is the art of preserving a nation's memory. Today, museums have become centers of education, collective memory, and cultural diplomacy. In a geography like Turkey, which has been home to thousands of years of civilizations, we need experts to manage and narrate this heritage more than ever."

Many of the specialists currently working in Turkey’s public and private museums are graduates of the program led by Erbay. One visitor commented, "Thanks to Prof. Dr. Fethiye Erbay, our museums have transformed from passive repositories into active learning centers."

249 Years of Flavor, Hacı Bekir and 6th-Generation Leader Leyla Celalyan

In the fair’s "Timeless" section, Ali Muhiddin Hacı Bekir – introducing Turkish delight to the world since 1777 – draws significant attention. At the stand, the family’s sixth-generation representative, Leyla Celalyan, stands out. A graduate of Koç University’s Business Administration program, Celalyan combines the brand’s heritage with a modern vision while making major strides in export markets.

Today, Hacı Bekir’s products are exported to numerous countries, including the United States, Japan, South Africa, England, France, the Netherlands, South Korea, Taiwan, and Jordan. Celalyan states, "Hacı Bekir is not just a confectionery brand; it is a cultural ambassador reaching from the Ottoman Empire to the Republic of Turkey."

For the last century, the company has largely been run by women. Celalyan’s great-grandmother, Reşide Hanım, was one of the first female entrepreneurs to go abroad with one of the Republic’s earliest passports.

Keepers of Tradition

The Folklore Institution’s 60 Years of Dedication

The Folklore Institution (Folklor Kurumu) has taken its place at the fair under the theme "Keepers of Tradition." Founded on December 12, 1964, and serving Turkish folk culture for over six decades, this deep-rooted institution is showcasing its work in folk dances, folk music, folk theater, and traditional handicrafts.

As emphasized in UNESCO’s 1989 Recommendation, folklore is "a part of the universal heritage of humanity." With this awareness, the Folklore Institution collects cultural riches from all over Anatolia and passes them on to future generations. Officials stressed, "Keeping our cultural heritage alive is a shared responsibility for all of us."

The "Gazi" Shell Casing: Silent Witness of the Turkish War of Independence

Displayed at the stand of Machinery and Chemical Industry (MKE), the "Gazi" Shell Casing is one of the most emotional and impressive pieces at the fair. According to information provided by Yasin Ufuk Ergün, expert from the MKE Ammunition Factory Museum, and Ömer Faruk Atcı, museum curator at the MKE Kırıkkale Weapon Factory:

The Gazi Shell Casing first emerged in March 1921 during the First Battle of İnönü, as the casing of an artillery shell. Soldiers on the front lines carved their names and unit information onto it. Throughout the war, the casing returned to the workshop a total of eight times, was refilled, and sent back to the front. This repeated use earned it the title "Gazi" (Veteran). Its final use came from Seyfi Çavuş of Karahisar, who fell as a martyr on the front line. The casing completed its historic journey when it was used in the 101-gun salute celebrating the proclamation of the Republic on October 29, 1923.

Pınar İlhan Köse

The Magic of Iznik Tiles from the Seljuk Era to the Present

Iznik tile artist Pınar İlhan Köse is bringing Seljuk-era ceramic works back to life at the fair, adhering to traditional techniques while infusing them with a contemporary interpretation. Producing her works in her studio in Çekmeköy, Köse describes her art as follows:

"For me, Iznik tiles are not merely decoration; they are patience, breath, rhythm, and prayer. With every brushstroke, I connect with the past. The simplicity and power I find in Seljuk patterns form the foundation of my work. With every kiln opening, I experience a rebirth."

The stand features plates, vases, wall panels, and original tile designs inspired by the Seljuk era. Köse adds, "Iznik tiles carry the thousand-year-old memory of Anatolian soil."

"Those who do not know their past cannot build their future."

Venue: Yenikapı Eurasia Performance and Art Center (Kadir Toptaş Art Center)
Date: Open every day until April 4, 2026

yilmazparlar@yahoo.com

17 Şubat 2026 Salı

Borjgalo Etnografya Müzesi’ne Ziyaret-Yılmaz Parlar


   

Batum’da Gürcü Kültürünün Yaşayan Hafızası

Gürcistan’ın kültürel mirasını en özgün ve en etkileyici biçimde yaşatan yapılardan biri olan Borjgalo Etnografya Müzesi, sadece bir müze değil; adeta Gürcü halkının tarihini, yaşam tarzını, geleneklerini ve el sanatlarını canlı bir atmosferde geleceğe aktaran bir kültür vahası olarak öne çıkıyor.

Ahşap oymacılığının ruhunu taşıyan eserleri, etnografik düzenlemeleri ve zanaatkârlık mirasının titizlikle korunduğu alanlarıyla Borjgalo, bölgenin kültürel hafızasını koruyan eşsiz bir merkez niteliği taşıyor.

Batum Ziyareti Kapsamında Gerçekleştirilen İnceleme

Gürcistan Batum ziyaretim kapsamında, Kültür Danışmanı ve Koordinatörü Meri Diasamidze’nin değerli katkıları ve organizasyonu sayesinde, Adjara’nın önemli kültür duraklarından Borjgalo Etnografya Müzesini gezme fırsatı bulduk.

Görevliler, müzenin kuruluş amacı, kültürel rolü ve dünyaca tanınan usta sanatçı Kemal Turmanidze hakkında detaylı bilgiler paylaştı.

Kemal Turmanidze: Ahşaba Ruh Veren Usta

Acara’nın Keda ilçesine bağlı Namonastrevi köyünde doğan Kemal Turmanidze, çocukluk yıllarından itibaren resim yapmaya ve ahşap oyuncaklar üretmeye ilgi duyan, bugün ise Gürcistan’ın en bilinen usta ağaç oymacılarından biri olarak kabul edilen bir sanatçıdır.

Turmanidze’nin yüzlerce eseri, 2016 yılında kurulan Borjgalo Etnografya Müzesinin omurgasını oluşturuyor.
Sanatçının bazı eserleri Acara Devlet Müzesi’nde sergilenmekte olup, en seçkin çalışmaları uluslararası sergilerde de yer bulmuştur.

Müzenin Kültürel Önemi

Borjgalo Etnografya Müzesi, Gürcü kültürünün doğal yaşam döngüsünü yansıtan tematik alanları, el işçiliğiyle hazırlanan figürleri ve etnografik düzenlemeleriyle ziyaretçilere adeta zaman yolculuğu sunuyor.

Sadece Gürcistan’dan değil, dünyanın birçok ülkesinden gelen araştırmacıların, sanatseverlerin ve turistlerin ilgisini çeken müze, bölgenin kültürel tanıtımında kritik bir rol oynuyor.

Adjara’nın bu özel müzesi, hem yerel kültürün korunması hem de uluslararası ziyaretçilerin Gürcü geleneklerini yakından tanıması açısından büyük bir kültürel değer taşıyor.
Ziyaret, Gürcistan’ın kültürel mirasına dair derin bir bakış sunarken, usta sanatçı Kemal Turmanidze’nin yaşamı ve eserlerinin bölge için ne denli kıymetli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

yilmazparlar@yahoo.com

Visit to the Borjgalo Ethnographic Museum in Batumi

A Living Archive of Georgian Culture

The Borjgalo Ethnographic Museum, one of the most authentic and impressive cultural institutions in Georgia, stands not merely as a museum but as a vibrant cultural sanctuary that preserves and animates the history, traditions, and craftsmanship of the Georgian people. With its rich wooden sculptures, ethnographic installations, and masterfully crafted cultural displays, Borjgalo serves as a remarkable center safeguarding the cultural memory of the region.

Visit Conducted as Part of the Batumi Trip

As part of my visit to Batumi, and thanks to the valuable guidance and coordination of Cultural Advisor and Coordinator Meri Diasamidze, we toured the renowned Borjgalo Ethnographic Museum, one of Adjara’s significant cultural landmarks.

Museum officials provided detailed information about the institution’s purpose, cultural mission, and the internationally recognized master artist Kemal Turmanidze.

Kemal Turmanidze: The Master Who Gives Soul to Wood

Born in the village of Namonastrevi in the Keda district of Adjara, Kemal Turmanidze began drawing and crafting wooden toys as a child. Today, he is recognized as one of Georgia’s most prominent master woodcarvers.

Hundreds of his works form the core of the Borjgalo Ethnographic Museum, established in 2016.
Some of his pieces are exhibited at the Adjara State Museum, while his finest works have been showcased internationally.

The Cultural Importance of the Museum

The Borjgalo Ethnographic Museum offers visitors a journey through time with its thematic spaces reflecting the natural rhythm of Georgian life, hand-crafted wooden figures, and ethnographic scenes. The museum attracts not only visitors from Georgia but also researchers, artists, and tourists from around the world, playing a key role in promoting the region’s cultural heritage.

This unique museum in Adjara stands as both a guardian of local traditions and an educational gateway for international visitors seeking to understand Georgian culture.
The visit provided profound insight into Georgia’s cultural heritage and reaffirmed the significance of master artist Kemal Turmanidze’s contributions to the region.

yilmazparlar@yahoo.com



#BorjgaloMüzesi, #Batum, #GürcistanKültürü, #Acara, #EtnografyaMüzesi, #KemalTurmanidze, #MeriDiasamidze, #KültürelMiras, #AhşapOymacılığı, #GürcüGelenekleri, #KültürTuru, #BatumKültür, #MüzeZiyareti, #GürcistanGezisi,

#BorjgaloMuseum, #Batumi, #GeorgianCulture, #Adjara, #EthnographicMuseum, #KemalTurmanidze, #MeriDiasamidze, #CulturalHeritage, #GeorgiaTravel, #WoodCarvingArt, #GeorgianTraditions, #CulturalTourism, #BatumiCulture, #MuseumVisit,


16 Şubat 2026 Pazartesi

Kayseri Olayları Neden Ümit Özdağ’a Yükleniyor?-Yılmaz Parlar


  

Sığınmacı Politikasını Hukuka Dayandıran Lider Yıpratılmak mı İsteniyor?”

Kayseri’de başlayan gerilim, Hatay’da yeni bir fay hattı oluşturmak isteyen çevrelerin elinde manipülasyon aracına dönüştü.

Sığınmacıların uluslararası hukuk çerçevesinde geri dönüşünü savunan Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın hedefe konması ise dikkat çekici.

Türkiye’de geçtiğimiz aylarda yaşanan Kayseri Olayları, sosyal medya provokasyonlarıyla büyüyen mülteci karşıtı gerilim olarak kayıtlara geçti.

Ancak olayların ardından siyasi tartışmaların asıl odağı, uzun süredir sığınmacı meselesine ilişkin hukuki geri dönüş projeleri hazırlayan Ümit Özdağ oldu.

Oysa Özdağ, kurucusu olduğu Zafer Partisi ile birlikte, sığınmacıların gönderilmesini uluslararası hukuk, geri dönüş sözleşmeleri, devletler arası protokoller ve ekonomik rehabilitasyon planları çerçevesinde savunuyor.

Buna rağmen, Kayseri merkezli gerilimin ardından hedefe konulması, siyasi kulislerde “yıpratma operasyonu” yorumlarına neden oldu.

Neden Bu Haberi Yazıyorum?

Ümit Özdağ Neden Hedefte? İç Saygım Susmama Engel Oldu

Bu tweet’i gördüğüm anda, hem mesleki vicdanım hem de Hatay’a duyduğum derin saygı, susmamı imkânsız kıldı.
Gazeteci yalnızca tanık olmaz; yanlışın büyümesine sessiz kalan değil, gerçeğin üstünü örten perdeyi kaldırandır, kamuoyunun hak ettiği gerçekleri karanlıktan çekip çıkarma sorumluluğudur.

Kayseri Olayları üzerinden yürütülen tartışmaların, Hatay gibi kırılgan bir kenti hedef aldığına ve siyasi manipülasyonlara kapı araladığına tanık olunca, bu haberi yazmayı bir tercih değil, bir sorumluluk olarak gördüm.

Hatay’ın huzuru, Türkiye’nin geleceği ve kamuoyunun gerçek bilgiye erişim hakkı için, sessiz kalamazdım.

Bu nedenle, olay gecesine dair çarpıtılan iddiaları, siyasi manipülasyon girişimlerini ve sığınmacı meselesinde hedef alınan Ümit Özdağ’ın nasıl ve neden merkeze çekildiğini, tüm şeffaflığıyla kaleme almaya karar verdim.”

Kayseri Olayları Sonrası Çarpıtılan Süreç

Sert Açıklama’ İddialarının Arka Planı

Gazeteci-yazar Mustafa Dilek’in açıklamalarına göre, olay gecesi Zafer Partisi yönetiminde yaşandığı iddia edilen “sert açıklama ısrarı” gerçeği yansıtmıyor.

Dilek, o kritik gecede Hatay’da olduğunu belirtdi.

Hataylı gazeteci Mustafa Dilek, Kayseri olayları sürecine dair ortaya atılan iddiaları net bir dille düzelterek, meselenin gerçekte nasıl geliştiğini kamuoyuna açıkladı.

Dilek’in ifadesine göre, o gece ilk etapta sert bir açıklama yapılmasını isteyen eski danışman Hasan Öztürk, kısa süre sonra “genel başkandan telefon aldığını ve devlet büyüklerinden itidalli bir çağrı yapılması yönünde talimat geldiğini” söyleyerek mesajın yumuşatılmasını istedi.

Böylece, Öztürk’ün bugün anlattığı senaryonun gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkarken, gazeteci Dilek’in tanıklığı olayın seyrine ışık tuttu.

Bu detay, Kayseri krizinin Zafer Partisi tarafından tırmandırıldığı yönündeki söylemleri boşa çıkarıyor.

Hatay Neden Odağa Çekildi?

Kırılgan Demografi Üzerinden Manipülasyon

Suriye savaşının en yoğun etkilerini yaşayan Hatay, deprem sonrası demografisi değişen, psikolojik ve ekonomik olarak hassas bir bölge.

Bu nedenle Kayseri’deki bir kıvılcımın Hatay’da kullanılmaya çalışılması, uzmanlara göre “siyasi provokasyon riski” taşıyor.

Mustafa Dilek de açıklamasında tam olarak buna dikkat çekiyor:

“Kayseri olayı üzerinden Hatay'ı karıştırmak isteyenler var. Bu şehrin huzuruna zarar verilmek isteniyor.”

Bu sebeple Özdağ’ın açıklamaları bilinçli şekilde çarpıtılarak “gerginlik kaynağı” gibi yansıtılıyor.

Neden Ümit Özdağ Hedefte?

Sığınmacı Meselesinde En Net Planı Olan Lider

Türkiye’de sığınmacı krizine dair projeye dayalı en somut plan, Zafer Partisi tarafından hazırlanmış durumda:

Uluslararası hukuk çerçevesinde geri dönüş sözleşmeleri

Güvenli bölgeler için karşı devletlerle mutabakat

Ekonomik yükün azaltılması

Sosyal entegrasyon yerine geri dönüşün sistematik olarak teşvik edilmesi

Bölgesel güvenlik politikalarıyla destekli dönüş planı

Tüm bu çalışmalar, Özdağ’ın “duygusal değil, hukuki ve stratejik” bir model sunduğunu gösteriyor.

Siyasi analistler bu nedenle şu yorumu yapıyor:

“Türkiye’nin en hassas sorunu olan sığınmacı krizine en hazırlıklı çözüm önerisini getiren lideri itibarsızlaştırmak, bir kesimin işine geliyor.”

Ekonomik Gerçek;

Sığınmacı Politikası Türkiye’ye Kaça Patladı?

Uzmanlara göre sığınmacıların Türkiye’ye maliyeti; Sosyal yardım bütçesi, Sağlık yükü, Eğitim altyapısının zorlanması, Kayıtdışı istihdam, Güvenlik harcamaları, Konut kiralarının ve yaşam maliyetinin artması sebebiyle yüz milyarlarca lirayı buluyor.

Bu nedenle, Özdağ’ın yıllardır altını çizdiği ekonomik zarar, bugün toplumda daha net görülür hale geldi.

Liderliği Yükselişte Olan Bir İsmi Yıpratma Çabasının Parçası

Siyasi yorumculara göre, Kayseri olaylarının hemen ardından Ümit Özdağ’ın hedefe konması tesadüf değil;

Toplumda hızla artan sığınmacı tepkisinin siyasi muhatabı olarak görülüyor.

Zafer Partisi’nin son seçimlerde aldığı oy, gelecekte “kilit parti” konumuna işaret ediyor.

Özdağ’ın millî güvenlik alanındaki akademik birikimi ve net duruşu, bazı çevrelerde rahatsızlık yaratıyor.

Bu nedenle;  Gerçekleri ortaya koyan gazeteciler bile taraf ilan edilerek itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Ümit Özdağ’ın yükselen grafiği kırılmak isteniyor.”

Bu tablo, Kayseri tartışmasının basit bir olay değil, siyasi hedefleme içeren bir kampanyaya dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Gazetecilik Tartışması:

“Gerçeği Yazmak Taraflılık Değildir”

Mustafa Dilek’e gelen eleştirilerden biri, “Bir gazeteci bir partiye danışmanlık yapamaz” şeklindeydi.

Dilek bu eleştiriye şu sözlerle karşılık verdi.

“Medya danışmanlığım gazeteciliğimin önüne geçmez. Gerçeği yazmak taraflılık değildir.”

Nitekim Dilek’in açıklamaları, Özdağ’ın olay gecesi itidalli bir tutum aldığını ve Hatay’ın karıştırılmak istendiğine yönelik uyarısının gerçekçi olduğunu ortaya koyuyor.

Kayseri olayları, görünürde toplumsal bir öfke patlaması gibi görünse de arka planında daha derin bir siyasi rekabet var.

Türkiye’nin en kritik sorunu olan sığınmacı meselesine hukuki, stratejik ve devletler arası anlaşmalara dayalı çözüm öneren Ümit Özdağ’ın hedef alınması, siyasi kulislerde “yıpratma operasyonu” olarak yorumlanıyor.

Sığınmacıların geri dönüşü için en net planı sunan isim Özdağ.
Ekonomik yükü en erken ve en yüksek sesle dile getiren isim de yine Özdağ.
Bu nedenle yükselen liderliğinin frenlenmek istediği iddia ediliyor.

Kayseri Olayları, Kıvılcım Nasıl Çıktı?

Türkiye genelinde infial yaratan Kayseri Olayları, sosyal medyada yayılan ve teyitsiz bir iddia üzerinden büyüyen bir öfkenin kontrolsüz sokak taşkınlıklarına dönüşmesiyle başladı.

Göçmen mahallelerinin hedef alınması, araç ve dükkânların ateşe verilmesi, olayların ülke geneline sıçraması; toplumsal huzurun ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.

Yetkililerin o gece yaptığı ortak çağrı netti:

 “İtidal, sakinlik, provokasyonlara kapılmayın.”

Tartışma Neden Ümit Özdağ’a Yönlendirildi?

Olay sonrası garip biçimde tartışmanın odağı, Türkiye’de sığınmacı sorununa en somut çözüm paketini sunan isim olan Ümit Özdağ oldu.

Tam da bu nedenle, Özdağ’ın artan siyasi etkisini kırmak isteyen çevrelerin, Kayseri Olayları üzerinden onu hedefe koyduğudur.

Hatay Neden Hedefte?

Hatay, deprem sonrası ciddi demografik değişim yaşayan, Suriye sınırına en yakın ve mülteci yoğunluğu en yüksek şehirlerden biri.

Bu yüzden provokasyonlara en açık bölge konumunda.

Mustafa Dilek bu tehlikeye özellikle dikkat çekiyor:

“Kayseri olayı üzerinden Hatay’ı karıştırmak isteyenler var. Bu şehrin huzuruna zarar verecek söylemlere sessiz kalamazdım.”

Bu açıklama, olayların yalnızca sosyal medya tartışması değil, bölgesel bir kırılganlığı hedef alan bilinçli adımlar olduğunu gösteriyor.

Son seçimler ve saha gözlemleri,
Zafer Partisi'nin potansiyel olarak “kilit parti” konumuna doğru ilerlediğini gösteriyor.

Bu tablo, Özdağ’ın hızla yükselen siyasi etkisini kırmak isteyen kesimlerin devreye girdiği yorumlarını güçlendiriyor.

yilmazparlar@yahoo.com

Why Are the Kayseri Incidents Being Blamed on Ümit Özdağ?

Is a Leader Who Grounds His Refugee Policy in International Law Being Targeted?**

The tension that started in the city of Kayseri quickly turned into a tool of manipulation for circles attempting to open a new fault line in the earthquake-stricken region of Hatay.

What is striking is that the primary target became the leader of Zafer Partisi, Ümit Özdağ, who has long advocated the return of refugees within the framework of international law.

Recent months saw the Kayseri incidents enter public debate as a wave of anti-refugee tension fueled largely by social-media provocation.

Yet the political conversation that followed placed at its center a name who has, for years, developed structured, legal return models for the refugee issue: Ümit Özdağ.

While Özdağ and his party defend repatriation policies based on international law, bilateral agreements, state-to-state protocols and economic rehabilitation plans, the fact that he became the target immediately after the Kayseri unrest sparked strong claims of a “political smear operation.”

Why Am I Writing This?

Why Is Ümit Özdağ Being Targeted? My Inner Integrity Would Not Let Me Stay Silent**

The moment I saw that tweet, my professional conscience — along with my profound respect for Hatay — made silence impossible.

A journalist is not merely a witness; a journalist is the one who removes the curtain that conceals the truth, who refuses to let distortions grow in the dark, who defends the public’s right to accurate information.

Seeing the Kayseri narrative turned into a political tool against a fragile city like Hatay — and being used to fuel a new manipulation — made writing this piece not a choice, but a duty.

For Hatay’s peace, for Turkey’s future, and for the public’s right to the truth, I could not remain quiet.
This is why I decided to document, transparently and without distortion, the political manipulation attempts, the misrepresented events of that night, and why Ümit Özdağ has been deliberately placed at the center of this debate.

Distorted Claims After the Kayseri Incidents

The Truth Behind the “Harsh Statement” Allegation**

Journalist-writer Mustafa Dilek clarified that the so-called insistence on making a “harsh statement” within the Zafer Partisi on the night of the events does not reflect reality.

Dilek, who was in Hatay that night, stated that the narrative presented by former advisor Hasan Öztürk is inaccurate.
According to Dilek, Öztürk initially pushed for a harsher statement, but shortly afterward revised his stance, saying he had “received a call from the chairman and that senior state authorities requested a calmer, more moderate message.”

This testimony disproves the claim that Zafer Partisi escalated the Kayseri crisis.

Why Hatay Was Placed at the Center

Manipulation Through a Fragile Demographic**

Hatay — deeply affected by the Syrian war, further strained demographically by the earthquake, and psychologically fragile — is one of the regions most vulnerable to political provocation.

As Mustafa Dilek emphasizes:

“Some want to use the Kayseri incident to destabilize Hatay. They want to harm the peace of this city.”

For this reason, Özdağ’s statements were deliberately distorted to portray him as a “source of tension,” despite his calls for caution.

Why Is Ümit Özdağ the Target?

The Only Leader With a Fully Developed Refugee Repatriation Plan**

Zafer Partisi has produced the most comprehensive, structured plan regarding the refugee crisis in Turkey, including:

Repatriation agreements grounded in international law

Bilateral accords for secure-zone cooperation

Reduction of Turkey’s economic burden

Promoting systematic return instead of forced integration

Regional security-aligned return programs

Analysts note:

“Targeting the only leader who offers the most legally grounded and realistic return plan benefits certain groups.”

Economic Reality

How Much Has the Refugee Policy Cost Turkey?**

Experts estimate the financial burden to include:

Social aid expenditure, Health-system overload, Pressure on the education infrastructure, Informal labor market distortion, Security costs, Rising rents and cost of living

All amounting to hundreds of billions of liras.

This validates what Özdağ has been warning about for years.

A Deliberate Attempt to Undermine a Rising Leader

Political commentators argue that the targeting of Özdağ immediately after the Kayseri incidents is no coincidence:

Public reactions to the refugee issue have been rising

Zafer Partisi’s recent election performance positions it as a future “kingmaker”

Özdağ’s academic background in national security and firm stance unsettle some circles

Even journalists who speak the truth are being labeled “partisan” to silence them.
This indicates that Özdağ’s rising political influence is seen as a threat.

Journalism Debate

“Telling the Truth Is Not Partisanship”**

Critics claimed that journalist Mustafa Dilek could not serve as both a media advisor and journalist.
Dilek responded:

“My media consultancy does not overshadow my journalism. Telling the truth is not partisanship.”

His account demonstrates that Özdağ acted calmly and responsibly that night — and that efforts were indeed underway to ignite unrest in Hatay.

How the Kayseri Events Escalated

The Kayseri incidents spread across Turkey as a result of:

An unverified claim

Amplified social-media outrage

Attacks on neighborhoods

Vehicles and shops set on fire

Rapid escalation into nationwide unrest

Authorities issued a united call:

“Stay calm, avoid provocation.”

Why the Debate Is Being Redirected to Ümit Özdağ

It is clear that the focus is being shifted toward the political figure with the most structured refugee-return plan in the country.

This redirection appears to be part of an effort to weaken his influence.

Why Hatay Remains the Target

As one of the cities:

Closest to the Syrian border

With the highest refugee density

With altered post-earthquake demographics

Hatay is the easiest region to destabilize.

Dilek highlights:

“I could not stay silent while efforts were being made to drag Hatay into chaos through the Kayseri incident.”

Field observations and recent election data indicate that Zafer Partisi is emerging as a “key party” in Turkey’s political future.
This strengthens the perception that certain groups are attempting to suppress the rising influence of Ümit Özdağ.

yilmazparlar@yahoo.com 




#ÜmitÖzdağ, #ZaferPartisi, #KayseriOlayları, #SığınmacıSorunu, #GöçPolitikası, #TürkiyeGündemi, #MedyaEtiği, #SiyasiManipülasyon, #HakikatÖnemlidir, #Gazetecilik, #EkonomikYük, #SınırGüvenliği, #SuriyeliSığınmacılar, #DevletPolitikası, #ToplumsalBarış, #TürkSiyaseti,

#Politics, #Turkey, #RefugeePolicy, #UmitOzdagsVision, #NationalSecurity, #Journalism, #TruthMatters, #SyrianRefugees, #KayseriIncidents, #MediaEthics, #PoliticalManipulation, #FactChecking, #TurkishPolitics, #RefugeeCrisis, #EconomicImpact, #BorderSecurity,